Kara Kitap 33 yaşındaki Galip’in, evi terk eden karısı Rüya’yı ve amcaoğlu olan köşe yazarı Celal Salik’i arayışını anlatıyor. Orhan Pamuk da Kara Kitap’ı yazmaya başladığında 33 yaşındaydı. Orhan Pamuk kitabı, New York’tayken kendi kimliği hakkında kendi kendine sorular yönelttiği bir dönemde kaleme almış.

Kara Kitap, bir arayış romanı (Yolculuk romanı)

Bu arayıştan dolayı bir polisiye roman olarak düşünülebilir; ama polisiye romanın ilgilenmediği derinliklere yöneliyor. Normal polisiye romanların tersine cinayet, romanın sonunda işleniyor, bu da okuyucunun kitabı tekrar okuma isteği duyma nedenlerinden sayılabilir.

Galip bu arayış sonucu kendiyle yüzleşiyor, çevreyi tanıyarak bürünmek istediği kimlikle karşı karşıya geliyor.

Kara Kitap roman yapısı:

  1. Önce aile romanı gibi başlıyor.
  2. Sonra karısını arayan genç bir avukatın dedektiflik romanı gibi devam ediyor.
  3. Sonra felsefi,  sosyolojik, antropolojik bir araştırmanın derinliğine ulaşıyor.

Tahsin Yücel, kitabın aşk romanı olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmiş. Yapılan ansiklopedik roman tanımlamasının ise romanı bir “yapı” olarak görenleri şaşırtan bağlantısızlığa kılıf olarak bulunduğunu söylüyor. Diyor ki, “parçaların yarısını çıkarın, hiçbir şey değişmez; bir bu kadar parça ekleyin yine bir şey değişmez.”

Orhan Pamuk ise, Kara Kitap’ta “Kendi sesimi buldum” diyor ve Kara Kitap’ın “Dadaist”* bir roman olduğunu ileri sürüyor. Yani Orhan Pamuk, bir şeylerin birbiriyle alakasız parçalarını yan yana getirerek, okuyucuyu (orta sınıf) sarsmayı, yaşadığı burjuva kültürüne yabancılaştırarak kendine getirmeyi amaçlıyor.

*(Dadaist: Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere girişen-bile bile kapalılığa sapan)

Nobel Ödülü’nü açıkladıktan sonra Horace Engdahl, Pamuk’un, batı roman sanatını bilinenden farklı bir şeye dönüştürdüğünü söylemiş. Aslında birbiriyle alakasız görünen iki şeyi birleştirmiş:

(Batı edebiyatının hikaye ve anlatı yöntemi) + (Doğu masal ve hikayeleri) = Kara Kitap

  • Bu anlamda Kara Kitap birçok Doğu eserinden gizli-açık izler taşıyor.  Örneğin Binbir Gece Masalları. Hatta Orhan Pamuk en başta kitabı 101 bölümde yazmayı tasarlamış. Bu şekilde yazamayacağını anlayınca bölüm sayısı ve sayfalarında değişiklik yapmış. Ayrıca Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ı, Mevlana’nın Mesnevi’si, Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t-Tayr’ı etkilendiği doğu eserlerinin başında geliyor. Pamuk bu kitapları, Kara Kitap’ın büyük bölümünü yazdığı ABD Columbia Üniversitesi Kütüphanesi’nde İngilizce olarak okumuş ve kitabının başrolüne almış.

Kara Kitap’ın temel meselesi: Sevgiliyi, bu yolla kendini arama teması. Bu anlamda Kara Kitap’ın ana hikayesi Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ının üzerine kurulu. 

  • Ama başlarda romanın ana teması = Kıskançlık demiş Orhan Pamuk. Başkasının yerinde olma isteği. Zamanla bu tema kitapta muğlaklaşmış. Eserlerindeki kıskançlık temasının yoğunluğunu, küçükken ağabeyine duyduğu kıskançlıkla ve ülkesinin Batı’ya duyduğu kıskançlık, aşk-nefret duygularıyla açıklıyor Orhan Pamuk.

Sonra temayı değiştirmiş —> İnsanların kendi olamaması.

  • Kitap Batı edebiyatından da izler taşır. Kara Kitap’ın Sırları kitabında bunlara örnekler veriliyor:

Proust: Belleğin romancısı. Kitabın başındaki aile bölümlerinde, hatıralara dayanan geçmiş ile şimdinin iç içe geçmesi, hatırlanan çocukluk ile Proust’vari bir dünya oluşturur. 

Galip’in Rüya’ya aşkı, Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”romanının “Albertine Kayıp” bölümündeki Marcel’in kaçak sevgilisi Albertine’e duyduğu aşkı da yansıtıyor (Albertine de eve bir mektup bırakarak çekip gidiyor, ama onun mektubu 19 kelimeden fazla).

James Joyce: Ulysses’te ve diğer eserlerinde Dublin’i tüm karmaşıklığıyla yansıtıp, modern bir destanın ana merkezi haline getirir; Homeros’un Odyseia’sıyla da benzerlikler gösterir.   Ulysses nasıl Dublin ile özdeşleşmişse, İstanbul da, Pamuk’un bütün romanları ile özdeşleşmiş. 

Dante: İlahi Komedya’ya göndermeler içerir. Bedii Usta’nın mankenleriyle Dante’nin cehennemi, Süleymaniye Cami minaresinden İstanbul’u izlediği kısım cenneti hatırlatır. 

Edgar Alan Poe: Türk-Osmanlı-İslam geleneğinden aldığı öyküler içinde, İstanbul gezilerindeki Gotik atmosferde Poe etkisi görülüyor. Ayna, ceset, karanlık, ıssız sokaklar, tuhaf kişiler vb. 

Borges: Borges, Doğu kültürü ve tarihine, İslam dinine, kıyı köşede kalmış tarikat öğretilerine ilgi duymuş. Pamuk, Borges sayesinde tarih ve edebi gelenek gibi konulara hafiflikle yaklaşmayı öğrendiğini söylüyor. Pamuk’un Kara Kitap’ta İslam ve tasavvuf geleneğine yaklaşımı da Borges’inkine benzer.

Dostoyevski: Karamazov Kardeşler’deki Büyük Engizisyoncu bölümüne nazire olarak “Hepimiz O’nu Bekliyoruz” bölümünü yazmış. Düşüncesi: “Büyük Engizisyoncu bir İslam ülkesine uyarlansaydı, nasıl yazılırdı?” Şu hatırlatmayı da kendine yapıyor: “Bölümün bir tür parodi olması gerektiğini de unutma”. Notlarına şu şekilde yazmış: 

Karamazov Kardeşler’in en büyük sorusu: İnsan işlemediği bir cinayetten suçlu olabilir mi?

Bunlar haricinde kitapta yeri olanlar:

Kemal Tahir: Takma adların en önemlilerinden birinin esin kaynağı. F.M. Üçüncü.

F.M. İkinci, Kemal Tahir’in Mayk Hammer’i yazarken kullandığı takma addır. F.M. İkinci, İstanbul fatihi ve Hurufilerin düşmanı Fatih Sultan Mehmet’tir. F.M. Üçüncü de tıpkı onun gibi beklenen büyük kurtarıcıya gönderme olarak Orhan Pamuk tarafından kullanılmış.

Biron Paşa: Lord Byron

İbni Zerhani: Orhan Pamuk’un hayal gücünün ürünü, Orhan Pamuk’un kendisi. “Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç.”

Köşe yazarları: Ailesinde köşe yazarlarının olmasının, Orhan Pamuk’un köşe yazarlarına olan ilgisinde etkisi var. Teyzesinin kocası Şevket Rado, o sıralar Türkiye’nin en çok okunan haftalık magazin dergisi Hayat’ı çıkarıyormuş. Halasının kocasının ağabeyi ise Falih Rıfkı Atay ile birlikte Dünya Gazetesi’ni kuran gazeteci Bedii Faik. Celal Salik’i oluştururken köşe yazarı olarak Çetin Altan’dan da örnek almış. Orhan Pamuk’un notlarına göre Üç Silahşörler:

Adli: (Falih Rıfkı-Hüseyin Cahit) / Batıcı, Şık, Öztürkçeci

Bahti: (Ulunay tipi-Ahmet Rasim-Rıza Tevfik) / Filozof, Obur, İriyarı.

Cemali: (Peyami Safa tipi) / Alman sefaretinden, kısa boylu, sinirli, bilimsel metafizikçi.

R.C. Ulunay: Mevlana Celaleddin Rumi’nin torunlarından. Refi Cevat Ulunay, mütareke basını olarak işgalci devletleri desteklemiş. 

Hurufilik: Harf ve sayılara anlamlar yükleyerek hayatın, maddenin işleyişine, kadere dair bir takım gizemli bilgilere ulaştığını iddia eden bir ilim. Hurufiliğin romanda dile getirilmesi de oldukça manidar. Çünkü Hurufiliğin ortadan kaybolması ve Latin harflerinin kabul edilişi arasında bağlantı kuruluyor. Hurufilik inancı, Arap harfleri esas alınarak geliştirilmiş. Ancak ‘Latin alfabesi kabul edilince, geçmişle olan kültürel ve yazınsal bağ zayıfladı’ vurgusu yapılıyor. Bunun yanında Batıyla yakınlaşma hızlanmış. Ancak bugün Latin harfleriyle Hurufiliğin yaşaması mümkün değil. 

Romanda aynı zamanda, Fatih Sultan Mehmet’in Doğu’yu iktidara ulaştıracak olan âlemin esrarına, Hurufileri diri diri yaktıran ulema yüzünden ulaşamadığına vurgu yapılıyor (s.304).

Orhan Pamuk kitapta “Harflerin Esrarı ve Esrarın Kaybı” bölümünden yola çıkarak, “Gizli Yüz” adlı bir filmin senaryosunu da yazmış. Yönetmeni Ömer Kavur (1991). Film Hurufilikten izler taşıyor, Fazlullah ile ilgili.

Fazlullah: Hurufiliğin kurucusu. Kendini rüyasında Mehdi-Mesih olarak görür. Düşüncelerini Tebriz, Horasan, Azerbaycan, Anadolu’da müritleri yoluyla yaymış. Hristiyanlar arasında da propagandası yapılmış. Timur Devleti İran’ında İslam’ın en temel inançlarını bozmakla suçlanarak yargılanmış ve idam edilmiş. Celal de bazı kişiler tarafından romanda Mehdi olarak görülmekte. Romanda “Hepimiz O’nu bekliyoruz” sözü ile kastedilen kişi, Celal. Örneğin: Alaaddin, rüyasında gözlerini açıp kapayan oyuncak bebekler görüyor. Celal de yazısında bu olayı anlatıyor. Olay, Rüya’nın ölüm şekliyle birebir aynı. Rüya öldüğünde bu bebeklerin arasına düşmüştü ve içeride olduğu fark edilmeden geceyi burada geçirmişti. Celal, Fazlullah gibi Alaaddin’in rüyasını yorumlayarak gelecekten haber veriyor, Rüya’nın ölüm şeklini yazısında okuyucularına anlatıyor. Romanda “Hurufilerin sonu hep kötü bitiyor.” deniyordu. Celal de Fazlullah gibi öldürülüyor.

Alaaddin’in Dükkanı: Birbiriyle uyumsuz görünün “şey”lerin uyumsuzluğundan doğan uyum. Alaaddin’in Dükkânı, bu anlamda Kara Kitap’ın kendisini de temsil ediyor.

Ayna: Ayna, romanda özellikle “gerçeği daha güzel gösteren bir nesne” olarak ele alınmış. Orhan Pamuk belki de sanatın hayatı birebir yansıtmaması gerektiğini, ondan faydalanmayı; ama ondan faydalanırken de ona ilaveler yapması gerektiğini ifade etmek istemiş olabilir.

Vasıf: Sağır ve dilsiz Vasıf, Orhan Pamuk’un babasının Kemal adında bir akrabasından esinlenerek yazılmış. “Rüyasında bir akvaryumun tükenmez kalem yeşili sıvısında Japon balıkları ağır ağır salınırken Rüya, Galip ve Vasıf bir yanlışlıktan söz ediyorlar, daha sonra, sağır ve dilsiz olanın Vasıf değil, Galip olduğu anlaşılıyordu, ama çok da kederlenmiyorlardı…”(s.57) .

Sürekli izleyen göz: Tasavvuf ve dini inanışta kim ne yaparsa yapsın Allah o kişiyi her daim görmektedir. Orhan Pamuk, bu öğretiyi romanında kullanıyor. 

Bir anlamda Foucault’nun “Panoptikon”uyla da bağlantı kurulabilir. İnsan, sürekli onu gözetleyen bu gözün varlığıyla kendisine çeki düzen verme ihtiyacı duyar. (Tabi sürekli izleyen göz yazarın kendisi de olabilir)

Rüya: Ev kadını ve başarısız çevirmen, Madam Bovary. Galip ona yaratıcı, ilgi çekici gelmiyor. (Hüsn)

Galip: Başlarda ismi Ömer. Şeyh Galip’ten esinle, ismi sonradan Galip olarak değişiyor. (Aşk)

Şeyh Galip’te Aşk, sevgilisi Hüsn’ü kendi yüreğinde bulur. Sonunda Galip’in karısı Rüya’yı bulduğu yer de kendi yüreğidir.

Celal: Başta ismi Mehmet. Mevlana Celaleddin Rumi’den esinle sonradan Celal oluyor. “Kitabın rengi bir tür Mesnevi” diyor Orhan Pamuk. Galip, özendiği Celal Salik’in yerini alarak, onun adına yazmaya başlıyor; onunla bütünleşiyor. Bu, Mevlana’yla bütünleşmek. Tasavvufta “kendisi değil başkası olma” isteğinin yarattığı çelişkinin “benlik bütünlemesi üzerinden başkası olmakla” ortadan kalkması hali. 

Orhan Pamuk, Kara Kitap’ın bir önceki kitabı Beyaz Kale’den doğduğunu belirtiyor. Beyaz Kale romanında da iki kişiyi, Doğu’yla Batı’yı önce karşı karşıya, daha sonra yan yana, en sonunda da bir bütün haline getiriyor. 

Kendi içimizdekini aramak, kendi üzerimizde o kadar uzun boylu düşünmek bizi mutsuz eder. İnsanlar kendi olmaya katlanamıyor, hep bir başkası olmayı istiyorlar. Beyaz Kale-Orhan Pamuk

Celal-Galip ikiliği de bu Doğu-Batı ikiliğini temsil ediyor. Çözüm: Kendini tanı ve “öteki”yle birleşip bütünleşmekten korkma.

ÖTEKİ

Doğu burada Batı karşısında “öteki”. Doğu insanı özne konumuna yükselip öteki “ben” olmak istiyor. Bu da Asıl ↔ Taklit sorununa yol açıyor. Özneyi taklit etme sorunu.

Burada Batı idealize edilen, Doğu ise kusurlu olan olarak görülüyor. Doğu idealin yerini tutamaz, istese de kendisi olamaz. Kara Kitap’taki Celal de bunu vurguluyor: “Ülkemizdeki her şey bir şeyin taklidi” diyor Celal. Öznenin yerine geçme isteği de gerçekleşemeyince, bunalım ve paradoks oluşuyor. Başka medeniyeti taklit etmenin yarattığı boşluk ve hüzün…

Bedii Ustanın Mankenleri” başlıklı bölümde ben ve öteki çatışması yer alıyor. Bedii Usta’nın Doğulu tipini yansıtan mankenleri ilgi görmüyor; çünkü müşteriler, her gün sokakta zaten gördüğü “biçimsiz” insanları değil, yabancı ve özenilen bir yerin insanlarını vitrinde görmek istiyor. O mankenlerin kıyafetleriyle, kendisinin de başka biri olabildiğine inanıyor böylece. Aslında insanların asıl satın almak istediği şey “öteki” gibi olma hayali. Öteki olan Doğu, ideal görülen Batılı modeli taklit etmeye girişiyor. Bu taklit etme ile Doğu, idealin yerini tutamaz ama artık istese de kendi olamaz.

Özünü inkâr ederek kendi toplumunu küçümseme, ama bir türlü Batılı olamama paradoksu, kitaptaki karakterlerin çıkmazı. Çünkü kendisine öteki olarak belirlediği kesim, aslında kurtulmaya çalıştığı ama gerçekte tamamen içine dahil olduğu yapı.

  • Kitabın en etkili bölümlerinden olan “Şehzade’nin Hikayesi” bölümünde de şehzade, kitaplardan öğrendiği her şeyden kurtularak “saf” bir kimliğe kavuşmaya çalışıyor. Kendi esrarını oluşturamayan ya da kendindeki esrarın farkına varamayıp başkalarını taklit edenlerin, zor durumunu anlatıyor hikaye. 

Kendisi olma mücadelesi veren ama bu mücadeleden kendisi olarak çıkamayan bir milletin hikâyesi aynı zamanda. Osmanlı’dan beri toplumun yaşadığı arada kalmışlığı ve kimlik arayışını da özetliyor. Dolayısıyla bu hikâye, Türkiye’nin kültürel kimlik arayışının bir özeti olarak da değerlendirilebilir. 

Hikâyede ileri sürülen tez ise; Türk toplumunun kendisi olabilmesi için hem Doğu hem Batı’nın etki alanından kurtulup; kendi değerlerini üretmesi gerektiği. Bedii Usta’nın mankenlerinde de bu durum anlatılıyor.

Bir de Şehzade’nin tüm kitapları yakması, Gazali’nin okuduğu tüm eserleri yok etmesine de benziyor. Gazali Batı-Doğu felsefesinin ötesinde kendine özgü bir düşünce içine girmişti.

Orhan Pamuk Şehzade bölümünü ayrı bir kitap olarak yazmayı düşünmüş, ama sonradan başa çıkamayacağını düşünerek vazgeçmiş.

Ayrıca Celal Salik’in takıntılı hayranının onu öldürmek istemesi, John Lenon’ın hayranının onu öldürmesine benziyor (Aralık 1980).  John Lenon’ın hayranı kendini o sanıyordu, her şeyini biliyordu. Adeta onunla bütünleşmişti. 

  • Romanın tuhaf dünyasında kendi başına herkesten ayrı durabilen bir kişi yok gibidir. Eninde sonunda herkes, bir başkasında kendi benzerini keşfeder.

KARA KİTAP’IN İSTANBUL’U

Galip’in hafızasındaki İstanbul ile yaşadığı İstanbul arasında çok fark var; şehir ve insanlar son derece değişmiş. Şehir artık tüm anlamını, esrarını kaybetmiş Galip’e göre. Taksim Meydanı için: “Galip’in ilk defa adım attığı fakir düşmüş umutsuz bir ülkenin allanıp pullanmış ‘modern’ bir meydanına dönüştü”  deniyor kitapta (s. 220). Şehir modernleşmiş ama değişmiş, karamsar anlamda.

Kitapta İstanbul’un artık köşklerin, camilerin, hanların şehri olmaktan çıktığı, beton yığınlarının dizildiği bir şehir haline geldiği anlatılıyor. Beton yığını apartmanlar, şehrin fiziksel görüntüsünü değiştiriyor, aynı zamanda kültürü de etkiliyor. Orhan Pamuk, bunu apartman boşluğu örneği ile veriyor: ““Orası, kaçmak isteyip de kaçamadıkları, unutmak isteyip de unutamadıkları bir korku gibiydi”.

  • Galip’in ya da F.M. Üçüncü’nün aradığı işaretler,  kitabın sonunda açıklığa kavuşmuyor, muğlak gerçekler olarak kalıyor. Orhan Pamuk’un bıraktığı bu boşluğu Ian Almond şöyle açıklıyor: 

Kara Kitap’ın evreninde pek çok gösterge olabilir, ancak kendimizden başka hiçbir mistik gösterilene işaret etmezler. Çözülecek hiçbir gizli mesaj ve kesinlikle, bulunacak hiçbir gizli hazine yoktur.

  • Galip ya Celal’i taklit etmekten vazgeçerek kendisini aşacak ya da taklitçi olma durumunda kalacak. Orhan Pamuk, Galip’in kaderi ile Türkiye’nin kaderini bir tutmuş.

ELEŞTİRİLER-YAZILAR 

Kara Kitap Tartışmaları kitabında, kitapla ilgili yer alan bazı yazıların değindiklerinin bir kısmı ise şu şekilde:

Tahsin Yücel: Tahsin Yücel’in yazısı sadece Kara Kitap üzerine değil, Orhan Pamuk’un herhangi bir kitabı üzerine yazılmış eleştiri yazılarının en önemlilerinden. Hatta kitap satışları, kitabın ilk çıktığı Mart 1990’da çok satanlar listesindeki 1 numaradaki yerini bırakarak durgun bir grafik izlemiş. Ama Tahsin Yücel yazısı Kasım ayında çıkınca, kitap satışları hızla artmış. Yazı şöyle başlıyor: “Kötü bir yazar iyi bir romancı olabilir mi?” ve anlatım bozukluklarını sıralıyor. Mesela “Batı dillerine öykünerek özneyi hep bir yan cümlenin arkasına yerleştiren, ama Türkçenin yapısına uymadığından çok hantal kaçan biçim” diyerek cümle yapısını eleştirmiş. Romanın okuyanda “kötü bir çeviri” izlenimi yarattığını söylüyor. 

“Öyle anlaşılıyor ki modernlik Orhan Pamuk’un kendi kendine verdiği bir sıfattı” diyor. “..kişiyi her gittiği yerde izleyen göz izleğini çok eskiden Balzac geliştirmiştir” diyerek bu yönde birçok örnek veriyor ve ekliyor “orta malı izleklerle modern bir roman kurmak zordur.”

Jale Baysal: Kara Kitap’ın Türkçe yanlışlarına yönelik “Söylenenlerin tam aksine, Orhan Pamuk’un tüm cümleleri üstünde (gözden kaçırdıkları hariç) dizelerine sözcük arayan şair titizliğiyle tek tek çalıştığını söylemiş.

Mustafa Kutlu: Kara Kitap’ın” dilin olağanüstü kullanımı açısından okurlarına pek çok şey veren, üstün nitelikli bir roman olduğunu” yazmış. “Yarım sayfa süren cümleler tam bir ustalık eseri” demiş.

Bernt Brendemoen: Dilbilimci, Norveççeye çevirmiş Türkiyatçı. İlk yabancı dil çevirisini yapan kişi. Kara Kitap’taki cümlelerin büyük kısmının uzun ve karmaşık oluşuna dikkat çekiyor. Bir Türkçe sözdizimi yenilikçisi diyor Orhan Pamuk için.

Hugo Barnacle: İngilizce basımı üzerinden, Kara Kitap’ı “uygun eleştirel donanımı olmaksızın ona yaklaşan herhangi bir masum okurda, yaşama arzusunu silip yok edebilecek kadar şeytanca bir aygıt” olarak tanımlıyor. “Kara Kitap’ın yalnızca Fransızlar ve İsveçli bildik dinamit üreticisinin temsilcileri tarafından takdir edilebileceğini” söylüyor. Gerçekten de Kara Kitap, Türkiye dışında en çok Fransa’da satılıyor ve Nobel Ödülü alıyor.

KAYNAKLAR

Adem Balaban (2013). “Romanın Maneviyatta Oynadığı Rol Açısından ‘Kara Kitap’ ve ‘Aşk’”. Beder Journal of Humanities, 1(1), 99-111.

Burak Çavuş (2021). “Orhan Pamuk’un Kara Kitap Romanında Kültürel Kimlik Arayışı”. Sosyal Bilimler Dergisi, 8(55), 258-276.

Darmin Hadzibegoviç (2020). Kara Kitap’ın Sırları. YKY Yayınları, 2. Baskı, İstanbul.

Elif Egüz (2019). “Orhan Pamuk’un Kara Kitap Adlı Eserinin Metinlerarası İlişkiler Çerçevesinde İncelenmesi”. Çağ Üniversitesi S.B.E. Türk Dili ve Ed. ABD Y.L. Tezi, Mersin.

Emine Ayan (2019). “ Edward W. Said’in Oryantalizm Kuramından Hareketle Orhan Pamuk’un Anlatıları Üzerine Bir İnceleme”, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, Ocak-Haziran, 11(21), 38-59.

Nüket Esen (2021). Kara Kitap Tartışmaları. YKY Yayınları, İstanbul.

Oğuz Öcal (2018). “Kara Kitap’ta İdeleştirme yahut Özgür ve Ergin Olma Sorunu”. TÜBAR XLIV, Güz, 153-168.

Orhan Pamuk (1990). Beyaz Kale, Can Yayınları, 7. baskı, İstanbul.

Orhan Pamuk (2022). Kara Kitap, YKY, 18. baskı, İstanbul.

Rahmi Turan (2007). “Mütareke Basını Nedir?” Hürriyet, 10 Aralık.

Recai Demir (2019). “Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” Romanında Hurufilik İnancının İzleri”. Ocak-Haziran, 80-91.

Semran Cengiz (2010). “Orhan Pamuk’un Romanlarında Doğu-Batı İkilemi”. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Bahar (12), 63-88.
Soner AKPINAR ve Büşra ŞAHİN (2017). “Orhan Pamuk Romanlarında ‘Öteki’”, AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi, Temmuz, 5(11), 331-344.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir